ÇİN EFSANELERİNDE GÜNEŞ


 

Bülent OKAY

 

 

            Efsane, bir toplumun eski çağlardaki yaşantı ve düşüncelerinin ürünüdür. Her toplumun kendine özgü efsaneleri vardır. Bence efsaneyi; bir toplumun hayal dünyası olara tanımlamak mümkündür. Bu hayal dünyası içinde, o toplumun sevinçlerini, acılarını, korkularını, kaygılarını, umutlarını kısacası, tüm düşüncesini görebiliriz.

 

            İnsanlar, doğa olaylarını kendi deneyimlerine dayanarak, dinsel inançlarına ters düşmeyecek bir biçimde ve şiirsel bir anlatımla açıklamaya çalışmışlardır. Böylece de, doğa ile ilgili efsaneler meydana gelmiştir.

 

            Efsanelerde, tanrılardan ve onların yaşantılarından da bahsetmektedir. Ancak, bu tanrılar birden bire ortaya çıkmış, tamamen hayal ürünü tanrılar değillerdir. İnsanların yaşam deneyimleri ile düşüncelerinin birleşmesinden meydana gelmişlerdir. Bir toplumun evren görüşünü, dinsel inançlarını, ahlak kurallarını, o toplumun efsanelerine bakarak öğrenmek mümkündür.

 

           Bugün, bir toplumu tanımak istiyorsak, önce o toplumun geçmişini öğrenmemiz gerekmektedir. Geçmişi öğrenmek de, o toplumun kültür kaynaklarının iyi incelenmesiyle mümkün olur. Kültür kaynaklarını incelemeye başladığımız zaman ise, kendimizi o toplumun efsaneleri ile baş başa buluruz.

 

            Eğer, bir toplumun en eski tarihini ve düşünce kaynağını araştırmak istiyorsak, mutlaka öncelikle o toplumun efsanelerinin kaynağına inmemiz ve oradan başlamamız gerektiğine inanmaktayım.

 

            Eski insanların doğa olaylarını açıklarken, kendi yaşam deneyimlerinden ve dinsel inançlarından hareket ettiğini söylemiştik. Bu açıklamalarında gerçekçidirler. Her olayın kendilerince mantıklı bir açıklaması vardır. Efsaneleri; hayal ürünü, hiçbir kanıta dayanmayan, uydurma öyküler olarak düşünenler de olabilir. Onun için, öncelikle şunu bilmemizde yarar var: Eski çağlarda Çinliler; canlı - cansız tüm varlıkların bir ruhu olduğuna inanmaktaydılar. Varlıklarında insanlar gibi kişilikleri vardı. Efsanelerdeki varlıkların birer insan gibi düşünüldüğünü göz önüne alırsak, efsanelerin hiç de uydurma ve hayal ürünü olmadıklarını görürüz.

 

            Doğa ile ilgili Çin efsaneleri içinde, güneş ile ilgili olanları oldukça önemli bir yer tutar. Çin efsanelerinde güneş nasıl düşünülmüştür? Bir güneş tanrısı var mıdır ve neye benzemektedir? Güneş nasıl oluşmuştur? Bu sorulara yanıt verebilmek için, eski Çin kaynaklarına bir göz atalım. Ch’u Tse Pu Chua adlı kitabın Li Saob Bölümü’nde[1] ve Huai Nan Tzuc adlı kitabın T’ien Wen Bölümüd’nde[2] güneş ile ilgili olarak şöyle denilmektedir: “Ti Chüne[3] adındaki tanrının eşi Hsi Hof her sabah güneşi arabaya yükler. Bu arabayı altı adet Li Lungg[4] çekmektedir. Yang Kuh denilen yerden batıya doğru hareket ederler. Hsi Ho, Hsien Ch’ihj denilen bir su birikintisinde güneşi yıkar ve batıya doğru yollarına devam ederler. Yen Tzuk’ya kadar gelirler. Burada güneş, arabadan Meng Shuil adındaki bir nehir içindeki Lu Yuanm denilen derin bir deliğe düşer. Hsi Ho, arabasıyla geri döner.” Bu efsanelerde güneş; bir tanrı gibi değil, başkaları tarafından alınıp arabaya konulabilen bir cisim olarak anlatılmaktadır.

 

            Çin efsanelerinde, canlı cansız tüm varlıkların birer insan gibi düşünüldüğünü söylemiştik. Akla şöyle bir soru gelebilir: Acaba Çin efsanelerinde, güneşin de canlı bir varlık gibi düşünüldüğü olmuş mudur? Ch’u Tse Pu Chu adlı kitaba bakalım. Bu kitabın Chiu Ken Bölümü’nde[5], Tung Chüno ve onun yaptıkları anlatılmaktadır: “Tung Chün doğudan çıkar, kapımızı aydınlatır. Tung Chün, bir ejderhanın çektiği arabaya binmiştir. Buluttan bir bayrağı vardır. Elbisesinin[6] üstü gök mavisi, altı ise beyazdır. Elinde çok büyük bir yay taşır ve ok bulunur. Karanlığın ve kötülüğün sembolü olan T’ien Langp yıldızına ok atar ve onu kaçırır.” Burada güneş tanrısı Tung Chün, aydınlığın ve iyiliğin sembolü olarak ve de ok atabilen cesur bir savaşçı gibi düşünülmüştür. Akla şöyle bir soru gelebilir: Niçin ok ve yay, başka silah değil? Çinlilere göre; Hu Shih Chiu Hsingr[7] adında insanları hırsız ve eşkıyalardan koruyan bir yıldız takımı vardır. Bu yıldız takımı bir yaya benzemektedir. Karanlık ve kötülükleri kovan güneş tanrısı Tung Chün’ün eline ok ve yay tutuşturulmuştur.

 

            Gerçekte ise güneş, dünyayı ısıtır, canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli ortamı hazırlar, bitkilerin büyümelerini sağlar. Dünya ve insanlar için güneş, yaşam demektir bir bakıma. Bu nedenle güneş tanrısı, karanlığı kovan, cesur, dövüşken ve iyi bir tanrıdır. Nasıl ki, T’ien Lang karanlığın ve kötülüğün sembolü ise, güneş de doğruluk ve iyiliğin sembolüdür.

 

            Bir diğer Çin efsanesinde ise Yen Tis adındaki bir tanrıdan söz edilmektedir. Bu tanrını bir diğer adı da Sheng Nungş’dur, yani tarım tanrısıdır. Pai Hu T’ungt adlı kitabının Wu Hsingu  Bölümü’nde “Yen Ti kimdir? Yen Ti güneştir.” denilmektedir. Huai Nan Tzu adlı kitabın Shih Tzuü Bölümü’nde[8] Ch’ih Tiv (Kızıl Tanrı)’den söz edilmektedir. Kao Youy[9] adındaki araştırmacı bunu şöyle açıklamıştır: “Ch’ih Ti, Yen Ti’nin kendisidir. Shao Tienz adındaki bir tanrının oğludur. Tarım tanrısı olarak kabul edilir. Güneyde oturur ve ateşle ilgili işlere bakar.”

 

            Burada güneş tanrısının, karşımıza tarı tanrısı olarak çıktığını görmekteyiz. Bunu nedenini şöyle açıklayabiliriz. Çinliler tarımla uğraşan bir toplumdur. Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için büyüyüp gelişmeleri için güneşe gerek vardır. Bitkilerin, meyvelerin olgunlaşması için de hep güneş gereklidir. Tarımla uğraşan bir toplum için güneş tanrısını aynı zamanda tarım tanrısı olarak kabul edilmesi çok doğaldır. Çin efsanelerinde güneş tanrısı Yen Ti, sığır başlı ve insan vücutlu bir tanrı (Tarım Tanrısı) olarak düşünülmüştür. Tarımla uğraşan Çinlilerin en büyük yardımcıları sığır olduğu için, tarım tanrısının sığır başlı olmasını da doğal karşılamak gerekmektedir.

 

            Çin efsanelerinde, güneş tanrısının iki ayrı biçimde yorumlandığını görmekteyiz. Birincisinde güneş tanrısı, cesur ve savaşçıdır. Mücadelecidir. İkincisinde ise güneş tanrısı, insanlara yararlı, sakin yaradılışlı bir tanrı olarak düşünülmüştür.

 

            Aynı zamanda tarım tanrısı olarak da kabul edilen güneş tanrısı Yen Ti, sonraları bitkilerden elde edilen ilaçlarla da ilgili görülerek, kendisine ilaç tanrısı gözüyle bakılmaya başlanmıştır. Shou Shen Chiaa adlı kitabın birinci kısmında bu konuyla ilgili olarak şöyle denilmektedir: “Tarım Tanrısı Shen Nung elindeki kırmızı renkteki bir kamçıyla bitkileri döver. Böylece hangi bitkinin hangi hastalığa iyi geleceğini bilir. Zehirlenmeye karşı, hastalıklara karşı ilaçlar yapar.” Huai Nan Tzu adlı kitabın Hsiu Wuab Bölümü’nde[10] ise “Shen Nung Tarım tanrısı bir gün içinde yetmiş zehirli bitkiyi tadar ve onların hangi hastalıklara iyi geleceğini araştırır.” denilmektedir. Shu Yi Chiac adlı, ilginç olayları içeren bir kitapta da şöyle denilmektedir: “T’ai Yuan Shen Hu Kangad adlı küçük bir dağda tarı tanrısı Shen Nung’un içine ilaçlarını koyduğu büyük bir kazan bulunmaktadır. Ch’eng Yang Shanae dağı ise, tarı tanrısı Shen nung’un kırmızı kamçısıyla bitkileri dövdüğü ve ilaç yaptığı yerdir.”

 

            Yukarıdaki efsanelerden de anladığımız gibi güneş tanrısı, Çin efsaneleri içinde en önemli tanrılardan biridir. İnsanların yaşamlarında en etkin görevi yüklenmiştir. Güneş tanrısı; karanlıkları ve kötülükleri kovan, doğruluk ve iyiliğin sembolü olan bir tanrıdır. Bitkilerin büyümesini sağladığı için aynı zamanda tarım tanrısı olarak da kabul edilmektedir. Bitkilerden elde edilen ilaçların insanları iyi etmesi nedeni ile de, ilaç tanrısı kişiliğine bürünmektedir. Bütün bu görevleri yüklenen güneş tanrısının, insanlar için çok önemli olduğu bir gerçektir.

 

            Çinlilerin tarımla uğraşan bir toplum olduğunu söylemiştik. Geçimini tarımla sağlayan bir toplum için güneşin ne kadar önemli olduğu da açıktır. Eski bir Çin şarkısının sözleri şöyledir:[11]

 

 

                                 “Güneş doğar, çalışırım

 

Güneş batar, dinlenirim

 

Kuyu açar, su içerim

 

Tarla sürer, karnımı doyururum

 

İmparatorun gücünden bana ne.”

 

            Bu Çin halk şarkısının sözlerinden de anlaşılacağı gibi, bir Çinlinin günlük yaşantısı güneşin doğuşu ile başlar, güneşin batışı ile biter.

 

            Çin efsaneleri içinde “on güneş” ile ilgili olanları oldukça ilginçtir. On güneş ile ilgili efsaneler için, Shan Hai Chingaf’in Ta Huang Nan Chinag[12] ve Hai Wai Tung Chinaj Bölümleri[13] ile Ch’u Tsu Pu Chu adlı kitabı Li Sao Bölümü[14]’ne bakalım: “Ti Chün’ün karısı Hsi Ho, on tane güneş dünyaya getirir. Doğuda içinde sıcak su bulunan bir vadi vardır. Bu vadinin ortasında da bir dut ağacı bulunmaktadır. Güneşler bu sıcak suyun içinde yıkanırlar. Her gün bir güneş, ağacın tepesine çıkar. Diğer dokuz güneş ise ağacı altında beklerler. Ağacın üstüne çıkan güneşi Hsi Ho (güneşlerin annesi) alır ve bir arabaya koyar, onu batıya doğru götürür. Ertesi günü ise bir diğer güneş ağacın tepesine çıkar ve annesi tarafından batıya götürülür. Bu böyle sırayla devam eder gider.”

 

            Bu efsanede bir nokta hemen dikkatimizi çeker. Batıya götürülen güneşin geriye nasıl döndüğü anlatılmamıştır. Çin efsanelerinde güneşin geriye dönüşüne değinilmemiştir. Bunu şöyle yorumlayabiliriz; insanlar güneşin doğuşunu ve batıya gidişini izleme imkânına sahiptirler. Ancak, güneşin geriye nasıl döndüğü hakkında bir fikre sahip değildirler. Bu nedenle batıya götürülen güneşin, doğudaki sıcak su dolu olan vadiye nasıl döndüğü anlatılmamıştır.

 

            Huai Nan Tzu, Pen Chinak Bölümü:[15] Yao Tial zamanında, bir gün on güneş birden ağacın tepesine çıkarlar. Sular kurur, bitkiler kavrulur ve korkunç canavarlar ortaya çıkar. Kuraklık bir yandan, canavarlar bir yandan insanlar yok olmaya başlarlar. On güneşin babası olan güneş tanrısı Ti Chün, Yian adındaki birine kırmızı bir yay ile beyaz bir ok verir. İnsanların yok olmasını önlemesi ve bu korkunç duruma bir son vermesini ister. Yi, elindeki ok ve yayla bütün korkunç canavarları öldürür. Sonra da, on güneşten dokuz tanesini oklayarak düşürür ve gökte bir tek güneş bırakır.”

 

            Bu efsanede, Çin’de zaman zaman meydana gelen kuraklıkların bir açıklamasını görmekteyiz. Bir tek güneşin kuraklığa neden olamayacağını düşünen Çinliler, on tane güneşin birden aynı zamanda doğmasıyla kuraklık olayını açıklamaya çalışmışlardır.

 

            Burada da silah olarak ok ve yayı görüyoruz. Ok ve yayı icat eden insanoğlu eskisi gibi elleri kolları bağlı oturmayarak, doğa ile mücadeleye girişebilmektedir. Öyle ki, kuraklığa neden olan güneşleri bile düşürebilecek cesareti kendilerinde bulacak kadar.

 

            Ti Chün tarafından kuraklığı önlemek için görevlendirilen Yi’nin Çince karakterlerine bakacak olursak; iki adet tüy ve tüylerin altında da bir el görülür. Yi’nin kelime anlamı “ok atmak”tır. Eskiden Çin’de iyi ok atmak çok önemli bir meziyetti. Sık sık ok atma yarışları yapılır, birinci gelenlere değerli hediyeler verilir ve onlara saygı duyulurdu.

 

            Çin efsanelerinde, güneşlerin oklanarak düşürülmesinden başka insanların güneş ile mücadeleye girdiği bir efsane daha vardır. Bu efsanede ise, K’ua Fuao adındaki bir adam güneşi kovalar.

 

            Shan Hai Ching, Ta Huang Pei Chinap[16] ve Hai Wai Pei Chinar Bölümleri[17]: “Her iki kulağında ve her iki elinde birer adet sarı yılan taşıyan K’ua Fu adındaki bir adam, her gün güneşin doğudan çıkıp batıya doğru gidişini izler. Güneşe erişebilmek için onu takip etmeye başlar. Güneşe yaklaştıkça susuzluğu artar. İki nehrin ve bir büyük gölün suyunu tamamen içer. Ama yine de, K’ua Fu güneşe erişemeden susuzluktan ölür. Elinde taşıdığı asanın düştüğü yerde ise bir orman meydana gelir.”

 

            Gerek Yi, gerekse K’ua Fu, doğaya karşı mücadele eden insanları temsil eden iki efsane kahramanıdırlar.

 

BİBLİYOGRAFYA

 

Shan Hai Ching (Dağlar ve Nehirler Klasiği), Chou ve önceki Han dönemleri 

 

           arasında yazılmıştır.) Chung Hua Shu Chü, Taipei, 1979.

 

                  Shan Hai Ching ile ilgili olarak bk:

 

                  De ROSNY, L. (Çeviri), Chan-Hai-King (Shan Hai Ching),

 

                 Antique Géographie Chioise, Maisonneuve, Paris, 1891.

 

Hsüen, Chu, Chung Kuo Shen Hua Yen Chiu (Çin Efsaneleri Araştırmaları),

 

           Hsin Lu Shu Chü, Taipei, 1979.

 

Hung, Hsing Tsu, Ch’u Ts’u Pu Chu, (Açıklamalı Ch’u Şiirleri Ch’u Ts’u;

 

           Ch’un Ch’iu – Chan Kuo zamanında yaşayan şair Ch’ü Yuan’in ve

 

           Öğrencilerinin yazdıkları şiirleri içeren bir şiir antolojisidir. Batı Han

 

           (M.Ö. 206 – M.S. 220) döneminde yaşayan Liu Hsiang tarafından

 

           derlenmiştir.) Yi Wen Ying Shu Kuan, Taipei, 1977.

 

Ku, T’ien Hung ve Ch’en Hui Hua (derl.), Tsung Pi Chiao Shen Hua Tao

 

           Wen Hsüeh (Karşılaştırmalı Efsanelerden Edebiyata), Tung Ta T’u

 

           Shu Kung Se Ying Han, Taipei, 1977.

 

Liu, An, Huai Nan Tzu (Huai Nan Prensi’nin Kitabı), yaklaşık M.Ö. 120        yıllarında yazılmıştır. Chung Kuo Tzu Hsüeh Ming Tzu Chi Ch’eng

 

           Pien Ying Chi Chin Huei, cilt 85, Taipei,1978.

 

                 Huai Nan Tzu ile ilgili olarak bk:

 

                 ERKES, E., “Das Weltbild d. Huai Nan Tzu” (4. Bölümü’nün

 

                 Çevirisi). Ostasiatische Zeitschrift,27, 1918.

 

                 HUGHES, E.R., Chinese Philosophy in Classical Times, Dent,

 

                 London, 1942.

 

                 MORGAN, E., (Çeviri) Tao Te Great Luminant, Essays From

 

                 Huai Nan tzu, With Introductory Articles, Notes and Analyses,

 

                  Kelly and Walsh, Shanghai, (1933).

 

                 WİEGER, L., Textes Philosophiques, Mission Press, Hsienhsien,

 

                 1930.

 

Shen, Te Ch’ien (derl.), Ku Shih Yuan (Eski Şiirlerin Kaynağı), Hua Chen

 

           Shu Chü, Taipei, 1975.

 

Wang, Hsiao Lien, Chung Kuo Te Shen Hua Yü Ch’uan Shuo (Çin Efsane veRivayetleri), Lien Chung Ch’u Pan Shih Kung Se, Taipei, 1978.



[1] Hung Hsing Tzu; Ch’u Ts’u Pu Chu, Lİ Sao Bölümü, Yi Wen Ying Shu Kuan, Taipei, 1977,s. 50-52.

[2] Liu An; Huai Nan Tzu, T’ien Wen Bölümü, Chung Kuo Tzu Hsüeh Ming Tzu Chi Ch’eng Pien Ying Chi Chin Huei, Taipei, 1978, s. 107-108.

[3] Ti Chün: “Ti” sözcüğü, “gök” ile ilgili isimlerde kullanılır.

[4] Li Lung: Bir cins ejderha.

[5] Hung Hsing Tzu;Ön. Er., Chiu Ke Bölümü, s. 128-131.

[6] Ejderha (Lung): Çinlilere göre, ejderha kutsal bir hahyvandır.

[7] Hu Shih Chiu Hsing: Bu yıldız takımında dokuz adet yıldız vardır. Bu yıldızların meydana getirdiği şekil bir yaya benzemektedir.

[8] Lİu An, Ön. ver., Shih Tzu Bölümü, s. 194.

[9] Kao You: Sonraki Han döneminde (MS. 24-220) yaşamış, komentar yazmakla ün yapmış bir araştırmacıdır. Yazmış olduğu komentarlar içinde, Chan Kuo Tse ve Lü Shih Ch’un Ch’iu’nun komentarları en ünlüleridir.

[10] Liu An; Ön. ver., Sao Wu Bölümü, s. 690.

[11] Shen Te Ch’ien (Derl.); Ku Shih Yuan, Hua Chen Shu Chü, Taipei, 1975, s. 13.




16 Eylül 2011 , Cuma