ÇİN SEDDİ’NİN YAPILIŞ NEDENİ HAKKINDA


ÇİN SEDDİ’NİN YAPILIŞ NEDENİ HAKKINDADEĞİŞİK BİR GÖRÜŞ

BÜLENT OKAY

                Çin Seddi denilince, dağların üzerinde uyuyakalmış bir ejderha gibi uzayıp giden bir yapı aklımıza gelir. Belki Çin’e gidip, bu görkemli yapıyı görenlerimizin sayısı pek fazla değildir. Ama mutlaka bir resmini görmüşüzdür. Çin hakkında fazla bir şey bilmeyen bir kişi bile, en azından Çin Seddi’nin varlığından haberdardır.

                Ancak, bu görkemli yapı hakkında bildiklerimiz çok kısıtlıdır. Orta Asya Türk tarihi ile birlikte sıkça adı geçen bu yapı hakkında bildiklerimiz ne yazık ki, ansiklopedik bilgilerle sınırlıdır. Ansiklopedilerin ve bazı tarih kitaplarının verdiği bilgiyi kısaca şöyle özetleyebiliriz: “ 3.000 kilometre uzunluğunda ve 6 metre yüksekliğindeki bu duvar, kuzeyden Çin üzerine aralıksız akınlar yapan Türkleri ve Moğolları durdurmak amacıyla yapılmıştır.” Burada verilen rakamlarda bazı küçük değişiklikler olabilir ama, anlatımın özünde bir değişiklik olamaz. Hatta bazı kişiler tarafından bir övünme nedeni olarak algılanır ve “korkak Çinlilerin Türklerden ne kadar çok korktukları” gururla ifade edilir.

                Çin Seddi’nin hangi amaçlar için yapıldığına geçmeden önce, bu yapı hakkında kısa bilgiler vermek istiyorum.

                Çin Seddi2nin Çince adı, “On Bin Li Uzunluğundaki Duvar”dır.[1] Kilometre olarak ifade edilirse, yaklaşık 6.700 kilometre uzunluktadır. Temeldeki genişliği 6.5 metre olan duvarın üst kısmındaki genişliği ise 5.7 metredir. Duvarın yerden yüksekliği genelde 8.5 metre olup, önemli geçitlerin ve büyük kapıların bulunduğu yerlerde 12 metreye kadar düştüğü de olmaktadır. Burçların yüksekliği 1- 1.7 metre dolayındadır. Bazı bölümleri taştan ve bazı bölümleri de kerpiçten yapılmış bu yapının, uzaydan çıplak gözle görüldüğü ileri sürülmektedir. 

                Genelde Çin Seddi’nin, Ch’in Shih Huang döneminde M.Ö. 215 yılında yapıldığı kabul edilmektedir.[2] Gerçekte ise, Çin Seddi’nin yapılışı daha eskiye dayanmaktadır. Savaşan Beylikler Dönemi’nde, M.Ö. 7. Yüzyılda birbirleriyle kıyasıya savaşan yedi derebeylik vardır. Bu derebeylikler, dağ ve ırmak gibi doğal sınırların olmadığı yerlere yüksek duvarlar yaptırarak, sınırlarını belirlerlerdi. İlk duvar, M.Ö. 657 yılında Ch’u derebeyliği tarafından yaptırılmıştır. Daha sonraları, M.Ö. 6. Ve 5. Yüzyıllarda, başta Ch’i derebeyliği olmak üzere diğer beylikler de sınırlarını belirleyen duvarlar yaptırmışlardır. Böylece, Çin Seddi’nin bir bölümü daha o zamanlarda ortaya çıkmış oluyordu. Bu dönemlerde yapılan duvarlara “iç duvar”; sonradan M.Ö. 4. Yüzyılda, Hun (Hsiung Nu)lar ile sınır komşusu olan kuzeydeki Yen, Chao, Ch’in, Wei ve Han derebeylikleri tarafından yaptırılan duvarlara ise “dış duvar” adı verilmektedir. 

                M.Ö. 221 tarihinde Ch’in derebeyliği, diğer 6 derebeyliği yenerek ülkede siyasi birliği sağlamış ve Ch’in Hanedanlığı’nı kurmuştur. Ülkede siyasi birliğin sağlanmasından sonra general Meng T’ien komutasındaki 300.000 kişilik bir ordu M.Ö. 215 yılında Hunların üzerine yürümüş ve onları kuzeye çekilmeye zorlamıştır. Sarı Irmağın kuzeye doğru yaptığı kıvrımın içinde kalan verimli He Han bölgesi Çinlilerin eline geçmiş ve bu bölgeye, “Ch’in Devletinin Yeni Toprağı” anlamına gelen Hsin Ch’in Chung adı verilmiştir.[3] 

                Hunlar kuzeye doğru sürüldükten sonra Yen, Chao, Ch’in, Wei ve Han derebeyleri arasında daha önceki dönemlerde yapılmış duvarlar birleştirilmeye başlanmıştır. Bu arada, gerekli onarımlar da yapılmıştır. Ch’in derebeyliğinin rakibi durumunda olan 6 derebeyliğe mensup 30.000 aile, Hunlardan ele geçirilen bu bölgeye yerleştirilmiş ve Meng T’ien komutasındaki askerlerle birlikte Çin Seddi’nin yapılışında çalıştırılmışlardır. Zorunlu Bedenen Çalışma Yükümlülüğü gereği Çin Seddi yapımında çalışan bir milyondan fazla işçinin yanı sıra, pek çok suçlu, suçlarını Çin Seddi’nin yapımında çalışarak ödemişlerdir.[4] Ancak, işçi gereksinimini arttıkça, suçsuz insanlara çeşitli suçlar yüklenerek bu bölgeye gönderilmiştir ve Çin Seddi yapımında çalıştırılmıştır. 

                Çin Seddi’nin yapımı M.Ö. 210 yılına, Ch’in Shih Huang’ın ölümüne kadar aralıksız sürmüştür. Hükümdarın ölümünden sonra, general Meng T’ien’in gücünden korkan başvezir, sanki hükümdarın emriymiş gibi Meng T’ien’e “intihar etme cezası” bildirir. Meng T’ien intihar eder. Meng T’ien’in ölümünden sonra bu bölgedeki askerlerin ve Çinli ailelerin çoğu buralardan kaçarlar.

                M.Ö. 206 yılında Ch’in Hanedanlığı sona erer ve Han Hanedanlıığı kurulur. Yeni kurulan Han Hanedanlığı döneminde Çin çok güçsüz bir durumdadır. Hunların ise çok güçlü oldukları bu dönemde, Çinliler zorunlu olarak barışçı bir siyaset izlerler. Hunlarla akrabalık ilişkisi kurmak için prensesler ve çeşitli hediyeler gönderirler. Bu barış döneminde Çin Seddi aralarında sınır olarak kabul edilmiştir. Seddin kuzeyi göçebelere, güneyi ise tarımla uğraşan Çinlilere aittir.[5]

                Han Hanedanlığı döneminde de, Ch’in Hanedanlığı döneminde başlatılan suçluları kuzeye sürgün etme ve Çin Seddi yapımında çalıştırma sistemi devam ettirilmiştir. Çin Seddi’nin yapımı sürdürülürken, bir yandan da doğal etkilerle yıkılan ve yıpranan yerleri de sürekli olarak onarılmıştır. Onarım çalışmaları, sonraki hanedanlıklar tarafından da devam ettirilmiştir. Bu onarımlardan en önemlisi 14-17. Yüzyıllar arasında hüküm süren Ming Hanedanlığı döneminde yapılan onarımdır. Moğolların Çin’den atılmasından sonra, büyük bir bölümü harap olmuş Çin Seddi, sanki yeni baştan yapılmışçasına büyük bir onarımdan geçirilmiştir. Günümüze kadar ulaşan Çin Seddi’nin büyük bir bölümü Ming Hanedanlığı döneminde yapılmıştır. 

                Buraya kadar, Çin Seddi’nin yapılışı hakkında kısa ve öz bilgiler vermeye çalıştık. Şimdi de, Çin Seddi’nin yapılış nedenlerine değinelim. Her ne kadar kuzeydeki Türklerin ve Moğolların Çin’e yaptıkları akınları durdurmak için yapıldığı söyleniyorsa da, milyonlarca Çinlinin yaşamı pahasına yapılan bu görkemli yapının sadece savunma amacıyla yapıldığını söylemek pek inandırıcı olamaz. 

                Çin Seddi’nin yapılışındaki siyasi neden, askeri nedenden daha ön plandadır. Kanımızca, bu duvarın yapışındaki temel amaç, bir tarım toplumu olan Çinlilere göçebe uluslar arasındaki sınırı belirlemektedir. Bu kanıya nasıl vardığımızı örneklerle açıklamaya çalışalım. 

                Çin’de siyasi birliğin sağlanmasından sonra, ülkenin sınırları hızla genişlemiştir. Doğuda ve güneyde denizle, batıda ise yüksek platolarla sınır olmuştur. Kuzeyde ise Sarı Irmak (Huang Ho) ve Karanlık Dağlar’dan (Yin Shan) sonra hiçbir doğal sınır yoktur. Bu bölgedeki sınırı belirlemek için, önceki dönemlerde yapılmış duvarların birleştirilmesi düşünülmüştür. Böylece ortaya Çin Seddi çıkmıştır. 

                Biliyoruz ki, Çinliler saip oldukları toprakları, kentleri ve köyleri duvarla çevirmeden duramazlar. İlk bakışta savunma amacıyla yapıldığı izlemi veren bu duvarların sahip olunan toprakların sınırlarını belirlemek gibi daha başka işlevleri de vardır. Aslında hiçbir duvar aşılmaz değildir. Ama Çinliler, duvar içinde kendilerini daha güvende hissetmektedirler. 

                Çin Seddi’nin yapılmasıyla Ch’in Shih Huang’ın göçebe uluslara vermek istediği mesaj şudur: “Bu duvar bizim aramızdaki sırı belirlemektedir. Bu duvarın iç tarafı bize, dış tarafı size aittir. Bu duvarı aşmadığınız ve topraklarımıza saldırmadığınız sürece, biz sizi yaptığınıza karışmayız.” 

                Ch’in Shih Huang, ülkesinin her yerinde standartlara uyulmasını istemiş ve bu konuda çeşitli uygulamalar yapmıştır. Yolların genişliği, tekerleklerin çapı ve dingil aralıkları hep bir standarda bağlanmış ve tüm ülkede aynı ölçüler kullanılmıştır. Bunu için de, öncelikle ülkenin sınırları belirlenmiştir. 

                Daha önce de değindiğimiz gibi, Çin Seddi’nin yapılmasına Meng T’ien komutasındaki ordunun hunları kuzeye çekilmeye zorlamasından sonra başlanmıştır. Bu dönemde Çinliler, gerek askeri ve gerekse ekonomik açıdan çok güçlüdür. Hunlar, Çin için bir tehlike oluşturmamaktadır. Hunları kolaylıkla kuzey bozkırlarına sürebilen Çinlilerin, böylesine uzun bir uğraşı gerektiren ve son derece pahalıya çıkan bu duvarı sadece Hunlardan korktukları için yaptıklarını söylemek pek inandırıcı olamaz. Eğer hunların çekildikleri topraklar verimli olsaydı, şüphesiz Meng T’ien komutasındaki ordu Hunları rahat bırakmaz, daha ileriye sürmenin yollarını arardı. Hunlar en verimli topraklarını Çinlilere kaptırdıktan sonra, verimsiz kuzey bozkırlarına çekilmek zorunda kalmışlardır. Diyebiliriz ki Çin Seddi, verimli topraklarla, verimsiz topraklar arasında da bir sınır teşkil etmektedir. 

                Ch’in Hanedanlığı’ndan sonra kurulan han Hanedanlığı döneminde ise, durum bunun tam tersidir. Hunlar çok güçlüdürler. Hiçbir engel onları durduramaz. Bu dönemde Hunlar, diledikleri zaman Çin Seddi’ni aşmışlar ve Çin topraklarına girmişlerdir. Çinlilere kaptırdıkları he Han bölgesinde rahatça at koşturmuşlardır. Ch’in Shih Huang, ülkenin tüm gücünü Çin Seddi, saray, yol ve anıt mezar gibi yerlere harcadığı için, yeni kurulan Han Hanedanlığı çok yoksuldur. Yoksulluğun hangi boyutta olduğunu anlamak için, vereceğimiz örneğin yeterli olacağı kanısındayım. Han Hanedanlığı hükümdarının saltanat arabasına koşmak için aynı renkte dört adet at bulamazlar. Başvezir ve generaller ise ancak öküz arabasına binebilmektedirler.[6] 

                Hunlarda çekinen Çinliler, Hunlarla iyi geçinmeye çalışmışlar ve onlarla akrabalık ilşkileri kurmuşlardır. Onlara prensesler ve çeşitli hediyeler göndermişlerdir. Bu dönemde Hunlar ile Çinliler barış içinde yaşamışlardır. Zaten, Çin Seddi çok güçlü olan Hunları durdurabilecek bir engel durumunda da değildir. Görüldüğü gibi, bu dönemde de Çin Seddi’nin savunmaya yönelik bir işlevi yoktur. Yapılan anlaşma gereği, Hunlar ile Çinliler arasındaki sınırı belirlemeye yaramaktadır. 

                Ch’in Hanedanlığı döneminde uygulanan sert yasalar, “Bedenen Çalışma Yükümlülüğü”nün dayanılmaz boyutlarda arttırılması ve vergilerin çok yüksek olması nedeniyle, halk yaşadığı toprakları terk ederek kuzeye, baskı ve zulmün olmadığı bölgelere kaçmaya çalışmaktadır. Kaçmak isteyen halk içi en büyük engel, önlerinde yükselen Çin Seddi’dir. 

                Han Tarihi içindeki Ekonomi Kayıtları bölümünde, Ch’in Hanedanlığı’nın kurulmasından sonra, zorunlu bedenen çalışma yükümlülüğünün eski dönemlere göre 30 kat arttırıldığı, ayrıca vergi gelirlerinde de eskiye oranla 20 kat bir artış olduğu anlatılmaktadır.[7],[8] 

                Bedenen çalışma yükümlülüğü uyarınca Çinli halkın hangi işlerde çalıştırıldıklarına bir göz atalım:

a)     Çin Seddi’nin yapılışında görev alan işçilerin sayısı 1.000.000’dan fazladır. Bu işçilerin çalışmalarını kontrol eden ve kaçmalarını önlemekle görevli asker sayısı 300.000’dir.

b)     “A Fang Sarayı” yapımında 700.000 işçi çalıştırılmıştır. Ahşaptan yapılan bu saray, Han Dönemindeki bir iç çatışma sırasında tamamen yanmıştır.

c)     Ch’in Shih Huang için yapılan büyük anıt mezarın yapımında 700.000’den fazla işçi çalıştırılmıştır. Ch’in Shih Huang’ın hükümdar olmasından hemen sonra başlanan bu anıt mezarın yapımı 30 yıl sürmüştür. 1974 yılında yapılan kazı sonuçlarına göre bu mezarın yeraltı sarayının kapladığı alan 184.000 m2’dir.

d)     Ch’in Shih Huang, iktidarda kaldığı 12 yıl içinde 5 kez tüm ülkeyi kapsayan geziler yapmıştır. Arabası ile geçeceği yerlere muntazam yollar yapılmıştır. Bu yolların yapımında da yüz binlerce işçi çalıştırılmıştır.

                Savaşan Beylikler Dönemi’nde ülke nüfusunun 10 milyon dolayında olduğu tahmin edilmektedir.[9] Demek ki, Ch’in Hanedanlığı dönemindeki nüfus, yaklaşık olarak 10 milyon kadardır. Görüleceği gibi, sadece biraz önce değindiğimiz işlerde çalışanların sayısı 3.000.000’dan fazladır. Yai, ülke nüfusunun yaklaşık 1/3’ü bu gibi işlerde çalıştırılmaktadır. 

                Ch’in Hanedanlığı döneminde uygulanan sert yasalar ve uygulamalar nedeniyle halk, kapana sıkışmış birer köle durumuna gelmiştir. Bu dönemde uygulanan cezalardan birkaç örnek vererek, halkın içinde bulunduğu duruma biraz açıklık getirelim.

1)       M.Ö. 356 yılında Shan Yang tarafından uygulamaya konulan ceza sistemine göre, 15 aile bir grup oluşturmaktadır. Bu aileler, suç işlenmemesi için birbirlerini sıkı kontrol etmek zorundaydılar. Eğer bir kişi suç işlerse, bunu bildiği halde görevlilere bildirmeyen aile ya da ailelerin fertleri kılıçla bellerinden ikiye biçilerek öldürülürlerdi. Suçluyu saklayan ailenin fertleri de, düşmana teslim olmuş vatan hainliğiyle bir tutulur ve idam edilirdi.[10]   

               Başka birinin işlediği suç nedeniyle ailecek ölüme mahkum olmak, insanların kolay kolay kabullenecekleri bir durum değildir. Herkes bu ülkeden, bu yönetimden kaçıp canını kurtarmaya bakıyordu.

2)       Yine bu dönemde uygulanan bir yasaya göre, eğer bir askeri birlik, varması gerektiği yere tam zamanında varamazsa, komutanından askerine kadar hepsi ölüme mahkum edilirlerdi. Bu nedenle, ölüm cezasına çarptırılacaklarını anlayan askerler genellikle kuzeye kaçarlardı.

               Ch’in Hanedanlığı’nın son dönemlerinde, 900 kişilik bir birlik şiddetli yağmur nedeniyle görev yerine zamanında ulaşamaz. Ölmek istemeyen bu askerler, devletin de zayıf olmasından cesaret alarak yönetime başkaldırırlar. Bu başkaldırı zamanla büyür ve Ch’in Hanedanlığı’nın sona ermesine neden olur.[11]

3)       M.Ö. 746 yılında (Ch2un Ch2iu Dönemi) başlayan ancak, Ch’in Hanedanlığı döneminde çok daha acımasızca uygulanan bir ceza sistemi daha vardır. Bu ceza sistemine göre, suçlunun ailesi ve bu aile ile akrabalık ilişkisi olan aileler toptan idam edilirlerdi. 

                Burada kısaca, bu dönemde uygulanan bazı ceza sistemlerine değindik. Anlaşılacağı gibi halk, sürekli olarak ölüm korkusu ile birlikte yaşamaktadır. Kaldı ki, söz konusu cezaların uygulanış biçimleri ise, akla hayale gelmeyecek derecede korkunçtur.

                Görüldüğü gibi Ch’in Hanedanlığı döneminde, ülkenin tüm ekonomik ve insan gücü çin Seddi’nin, sarayların, yolların ve büyük anıt mezarın yapımı için seferber edilmiştir. Zorunlu çalışma süresinin artırılması, vergilerin yükseltilmesi, haksız yere suçlanarak sınır boylarında çalışmaya mahkum olmak ve sürekli olarak ölüm korkusu ile yaşamak, Çin halkını canından bezdirmiştir. Önlerinde ise sadece bir tek kurtuluş umudu vardır, hun topraklarına kaçıp, buralarda yeni bir yaşam düzeni kurmak. Yapılan Çin Seddi ise, bütün bu insanların kaçmasını önlemek için yapılmış bir hapishane duvarına benzemektedir. Buna rağmen, kuzeye kaçanların sayısı hiç de az değildir.

                Han Tarihi (Han Shu) içindeki Hun Kayıtları’nda; Hunların içinde çok sayıda “Ch’in’li” sözcüğünü açıklarken, şöyle bir ifade kullanmaktadır: “Ch’in Hanedanlığı döneminde çok sayıda Çinli Hunlara kaçmıştır. Han Hanedanlığı döneminde, bu kişilerin soyundan gelenlere Ch’in’li denilmektedir.”[12] Japon yazar Takeshi Kaiko’nun “Panik ve Kaçış” adlı eserinde, Çin Seddi’nin ve A Fang Sarayı’nın yapımında zorla çalıştırılan Çinli halkın çektiği sıkıntıları ve acıları gerçekçi bir dille anlatmaktadır. Kaçmak isteyenler, Çinli askerler tarafından korkunç işkencelerle öldürülmektedirler. Öykünün Çinli kahramanı öykünün sonunda şöyle demektedir: “Kimseye güvenmeden kaçmak ve bir hunlu olmak. Bu, bulabildiğim tek çıkar yol. Hunlar beni aralarında kabul edecekler mi bilmiyorum ama, her şeyi göze alıp bunu deneyeceğim.”[13] 

                Han Hanedanlığı döneminde, barış içinde olan Çinliler ile Hunlar arasında Çin Seddi’nin yıkılması ile ilgili bir görüşme ve bir Çinli vezirin Han Hanedanlığı hükümleri Han Yuan Ti’ye sunduğu rapor oldukça ilginçtir. 

                M.Ö. 33 yılında; ki hunları zayıf Çinlilerin güçlü oldukları bir dönemdir. Hun lideri Hu Han Hsieh, yeni Çin hükümdarına bağlılığını göstermek için ziyarete geldiğinde kendisine çeşitli hediyeler verilir. Hu Han Hsieh çok memnun olur ve hükümdara damat olmak istediğini ifade eder. Bunun üzerine, saraydaki cariyelerden Wang Zhao Chün adındaki bir kız, sanki prensesmiş gibi hun liderine eş olarak verilir. Hu Han Hsieh, Han hükümdarına yazdığı teşekkür mektubunda, artık Çin Seddi’ne gerek kalmadığını, seddin yıkılarak buradaki askerlerin ve görevlilerin evlerine dönmelerinin iyi olacağını belirtir. Hunların, nesilden nesile Çin sınırını koruyacaklarını, hükümdarın tahtında korkusuzca oturabileceğini ifade eder. 

                Han Yuan ti, bu konuyu tartışmaları için vezirlerine görev verir. Vezirler, böyle bir önerinin uygulanabilir olduğu konusunda fikir birliği içindedirler. Yapılan öneriyi olumlu bulurlar. Ancak, sınır bölgelerini ve göçebe ulusları iyi tanıyan Hou Ying adındaki bir vezir, bu önerinin sanıldığı gibi iyi bir öneri olmadığı kanısındadır. Bu konuda hazırladığı bir raporu hükümdara sunar. Han Tarihi içindeki Hun Kayıtları bölümünde yer alan bu rapora bir göz atalım: 

                “Hunlar, Chou Hanedanlığı ve Ch’in Hanedanlığı’ndan bu yana sürekli olarak Çin için tehlike oluşturan bir ulustur. Zaman zaman Çin’e saldırmışlardır. Han Hanedanlığı’nın kuruluş yıllarında Büyük Duvar (Çin Seddi) bir sınır olarak kabul edilmişse de, Hunlar sık sık bu duvarı aşmışlar ve eskiden kendi toprakları olan bu bölgede, sanki hala kendi topraklarıymış gibi at koşturmuşlar ve avlanmışlardır. Han Wu Ti döneminde (M.Ö. 141-88) Hunlarla yapılan savaşlarda Hunlar yenilmiş ve bu topraklar yeniden ele geçirilmiştir. Hunlar tekrar Büyük Duvar’ın kuzeyine atılmışlardır. Sınıra askeri birlikler gönderilmiş ve Büyük Duvar yeni baştan onarımdan geçirilmiştir.” 

                Hou Ying, Çin Seddi’nin yıkılmasının sakıncalarını 10 madde halinde anlatmıştır:

1.       Büyük Duvar’ın kuzeyi düz bir arazidir. Burada ağaçlar ve otlaklar az olup, genelde çöllerle kaplıdır. Buralarda sert rüzgarlar eser. Arazilerin düz ve çıplak olması nedeniyle, Hunların gizlenmeleri ve ani saldırılar düzenlemeleri mümkün değildir. Büyük Duvar’ın güneyinde ise yüksek dağlar ve derin vadiler bulunmaktadır. Sınır bölgelerinde yaşayanlar; bu bölgeden geçen Hunlardan ağlamayanını görmediklerini söylerler. Eğer sınır bölgesindeki askerleri geri çekersek, daha önceleri Hunlara ait olan Karanlık Dağlar (Yin Shan) yöresini Hunlara geri vermiş oluruz.

2.       Siz hunları yendiniz. Onları tamamen yok etmeyip, yaşamalarına izin verdiniz. Hunlar size müteşekkirdir. Size karşı bağlılıklarını ifade ediyorlar. Ancak bilmeniz gerekir ki, göçebe uluslar zayıf oldukları zaman kendilerini acındırırlar ve her şeye boyun eğerler. Ama güçlendikleri zaman, ellerine fırsat geçerse çok saldırgan olurlar. Artık onları kontrol etmek mümkün olamaz. Geçmişteki olayları unuturlar. Şu sıralar güvenlik içindeyiz ama, gelecekte meydana çıkabilecek tehlikeyi unutmamamız gerekmektedir.

3.       Bildiğiniz gibi; eğitim görmüş, yasalarla yönetilen, sabırlı ve sessiz Çinliler bile suç işlemektedirler. Onların suç işlemelerine engel olamıyoruz. Hun halkı anlaşmaya uymazsa, Hunların lideri onları nasıl engelleyebilir? Onları durdurması mümkün müdür?

4.        Büyük Duvar sadece Hunlar düşünülerek yapılmamıştır. Önceleri derebeylikler arasında yapılan bu duvar, derebeylerin birbirlerinin topraklarına saldırmalarını önlemek amacıyla yapılmıştır. Ayrıca, çeşitli nedenlerle kendi topraklarını terk ederek Çin topraklarına yerleşmiş olan göçebe halkın, memleketlerini özleyerek geri dönmelerini de önlemektedir.

5.       Sınır bölgemizde Batı Ch’iang (Hsi Ch’iang)’lar bulunmaktadır. Sınır bölgelerinde görev yapan Çinli görevlilerin parayı çok sevmeleri ve sadece kendi çıkarlarını düşünmeleri nedeniyle, bu ulus ile Çinliler arasında çatışmalar hiç eksik olmaz. Çinliler, batı Ch’iang’ların mallarını, hayvanlarını, kadınlarını ve çocuklarını kaçırmaktadırlar. Bu nedenle, aralarında düşmanlık vardır.Eğer Büyük duvar yıkılırsa, eski düşmanlıklar yeniden alevlenir ve çatışmalar        büyük boyutlara ulaşabilir.

6.       Hunlarla yapılan savaşlar sırasında çok sayıda Çinli asker Hunların topraklarına kaçmış ve oralara yerleşmişlerdir. Bu askerlerin Çin’de kalan aile bireyleri (çocukları, torunları) yoksul bir yaşam sürmektedirler. Bu kişiler atalarını özleyerek, daha iyi bir yaşama kavuşmak için Hunlara kaçabilirler. Onlara bu fırsatı vermiş oluruz.

7.       Sınır bölgelerinde yaşayan zengin ve soyluların hizmetlerine bakan kadın ve erkek hizmetçiler çok zor bir yaşam sürmektedirler. Kaçmak isteyenlerin sayısı oldukça çoktur. Kendi aralarında şöyle konuşmaktadırlar: “Hunların memleketinde yaşam çok güzelmiş. Çok rahatmış. Ama elimizden düş kurmaktan başka bir şey gelmiyor.” Bütün bu engellemelere karşın, yine pek çok kişinin kaçmayı başardığını duyuyoruz. Büyük Duvar yıkılırsa, kaçmak isteyen herkese fırsat tanımış oluruz.

8.       Çin’de pek çok eşkıya çeteleri bulunmaktadır. Sıkı bir takip olduğunda, Büyük Duvar onların kaçmasına engel olmaktadır. Böylece onları yakalamamız mümkün olabiliyor. Eğer Büyük Duvar’ı ortadan kaldırırsak, bu çeteler yakalanmaktan korkmayacakları için çok daha fazla suç işleyecekler ve daha acımasız olacaklardır. Yakalamak istediğimiz zaman rahatça kuzeye kaçabileceklerdir.

9.       Büyük Duvar yapılalı 100 yıldan fazla oluyor. Çok sayıda kişinin yaşamları pahasına, uzun süren çabalar sonucunda tamamlanabilmiştir. Bazı bölümleri taştan yapılan bu duvar eğer korunmazsa, bir süre sonra harap olur. Günün birinde bu duvara gereksinme duyarsak, eski durumuna getirmek çok uzun zaman alır ve işten geçmiş olur.

10.    Büyük Duvar’ı ve sınırı korumakla görevli askerlerimizi geri çekerek, kuzey sınırlarımızın korunmasını Hunlara teslim edersek, Hun lideri bize iyilik yaptığı fikrine kapılacaktır. Biz ise ona borçlanacağız. Hunlar, yaptıkları iş için bizden bazı isteklerde bulunacaklardır. Onları tatmin edemezsek ne yapacaklarını, nasıl davranacaklarını şimdiden bilebilir miyiz?...”

                Hükümdar bu raporu okuyunca, Hunlar tarafından önerilen Çin Seddi’nin yıkılması ve burada görev yapan askerlerin dağıtılması konusunun bir daha tartışılmamasını istemiştir. Hunlara verilecek uygun bir yanıt aramışlardır. Hunlara bu konuda haber götüren general, Hu liderine şöyle bir açıklamada bulunmuştur: “Büyük Duvar size karşı yapılmış değildir. Ülkemizdeki kötü kişilerin sizin topraklarınıza kaçarak sizlere zarar vermesini önlemek için bu duvarı yıkmayı düşünmüyoruz.” Bu açıklamayı dinleyen Hun lideri, Çinlilere hak verdi ve Hun ulusunu düşündükleri için teşekkür etti.[14]

                Buraya kadar anlattıklarımız da göstermektedir ki, Çin Seddi’nin sadece savunma amacıyla yapıldığını söylemek mümkün değildir. İlginçtir ki, Çin Seddi’nin Çinlileri Hunlardan korumak için yapıldığı ileri sürülmektedir. Oysa, Çin Seddi’nin yapılışında milyonlarca Çinli insanlık dışı yöntemlerle çalıştırılmıştır. Hun topraklarına kaçmak isteyenler de öldürülmüşlerdir. Bu duvarın yapımında çalıştırılan milyonlarca işçinin yiyece, içecek ve diğer gereksinmeleri ile duvar yapımında kullanılacak taşların temini, kerpiç karmak için gerekli suyun taşınması gibi konular düşünülünce, sadece savunma amacıyla böyle bir duvarı yapmak hiç de akıllıca değildir. Kaldı ki, Çin Seddi dağ keçilerinin bile zor tırmandığı zirvelerden geçmektedir. Buralardan saldırı beklenmediğine göre, bunun nedeni “savunma” ile açıklanamaz. Dikkatimizi çeken bir nokta da şudur: Çinliler güçlüyken Hunların onlara zarar vermeleri mümkün değildir. Hunların güçlü olduğu dönemlerde ise, Çin Seddi’nin hiçbir önemi yoktur. Hunlar istedikleri an bu duvarı aşabilmekte ve Çin topraklarına girmektedirler. Görüldüğü gibi savunma açısından pek fazla işe yaramamaktadır. Öyleyse bu duvarın yapımı için neden böylesine bir insan kitlesi feda edilmiştir? İşte bunu açıklayabilmek için Ch’in Shih Huang’ın kendisine karşı girişilecek bir başkaldırıdan korkmasıdır. Bunu için bazı önlemler alır. Bunlara kısaca değinmeye çalışalım.

1.       Ülkedeki tüm silahları toplattırır ve erittirir. Elde edilen madende 12 adet büyük heykel döktürür. Altın ile kaplanan bu heykeller sarayın bahçesine yerleştirilir. Böylece, silah yapımında kullanılabilecek büyük miktarda maden, hükümdarın gözü önünde bir yere yerleştirilmiş oluyordu.

2.       120.000 zengin aileyi başkent Hsien Yang’a naklettirmiştir. Ellerinde geniş olanaklar bulunan bu zengin aileleri, kontrolü kolay olsun diye başkentte bulundurmayı uygun bulmuştur.

3.       Daha önceleri savaş halinde bulunduğu 6 derebeyliğin soylularından oluşan 30.000 aileyi hükümet merkezinden uzakta tutmak için kuzey sınırına göndermiştir.

MAKALENİN TAM METNİ İÇİN BKN:

Belleten C. LVII, Nisan 1993, Sayı: 218, ANKARA




21 Eylül 2011 , Çarşamba