YILDIZLARLA İLGİLİ BİR ÇİN EFSANESİ: DOKUMACI KIZ İLE SIĞIR ÇOBANI


                                                                                   Prof. Dr. Bülent OKAY

 

            Eski dönemlerde Çin’de astronomi alanında büyük gelişmeler kaydedilmişti. Çinliler, M.Ö. 1. yüzyılda 126 adet yıldız kümesi saptamış ve bunlar hakkında kayıtlar tutmuşlardır. Dönemin tarih kitaplarında astronomi ile ilgili ayrıntılı bilgiler bulunduğunu biliyoruz.

            Çinlilerin inanışına göre, yeryüzünde bulunan düzenin aynısı gökyüzünde de bulunmaktadır. Yeryüzü düzenin merkezinde ise Kutup Yıldızı bulunur. Diğer yıldızlar da Kutup Yıldızı’nın etrafını sararlar ve onu esas alarak hareket ederler.

Çinliler, yeryüzü ve gökyüzü düzenleri arasında bir ilişki olduğuna inandıkları için gökyüzünde ki gelişmeleri, ayın, güneşin ve yıldızların hareketlerini çok yakından izlemişlerdir. Gelecek ile ilgili bilmek istediklerini, yıldızların hareketlerine bakarak önceden tahmin etmeye çalışmışlar ve yaşam biçimlerini buna göre saptamışlardır.

Çinli düşünürler, iyi bir hükümdarın nasıl olması gerektiğini anlatırlarken de yine yıldızları örnek göstermişlerdir. Örneğin ünlü düşünür Konfuçyüs, iyi bir hükümdarı söyle tanımlamaktadır: “Ahlakı temel alarak yönetim gösteren bir hükümdar aynı Kutup Yıldızı’na benzer. Hareket etmeden durur. Çevresindekiler onun etrafını yıldızlar gibi sararak hizmet ederler.”(1) Gerçekte de yıldızlar Kutup Yıldızı’nı eksen olarak alırlar ve onun etrafında hareket ederler.

Yıldızların hareketlerini yakından izleyen ve bu hareketlerden çeşitli anlamlar çıkaran Çinlilerin yıldızlara yaklaşımı oldukça farklıdır. Kendi yaşam biçimlerine uygun bir gerçeklik vardır. Bu nedenle de Çin’de yıldızlarla ilgili efsaneler pek fazla değildir.

Çin’de yıldızlarla ilgili efsanelerin en ünlüsü “Dokumacı Kız ile Sığır Çobanı”dır. Bu efsane eski Çin’de halkın yaşam biçimini, düşlerini, korkularını ve umutlarını yansıtması açısından da ilginçtir. Bu efsane, M.S. 500-563 yılları arasında yazılmış tarih kitapları şu şekilde anlatmaktadır.

Samanyolu Yıldızı’nın doğusunda, gökyüzü hükümdarının kızı yaşamaktadır. Bu kız sürekli olarak ipek ipliklerden bulut ve gök elbisesi dokumaktadır. Hükümdar onun bu yalnızlığına üzülür ve Samanyolu Yıldızı’nın batısındaki sığır çobanı ile evlendirir. Kız evlendikten sonra kumaş dokumayı bırakır. Bunun üzerine gökyüzü hükümdarı kızar ve dokumacı kızı Samanyolu’nun doğusuna geri gönderir. Onların yılda sadece bir kez görüşmelerine izin verir. (2)

Eski dönemlerde Çin’de erkekler tarımla uğraşırlar ve tarıma bağlı olarak da sığır beslerler. Kadınlar ise evlerinde dokuma tezgâhlarının başında kumaş dokurlar. Devletin en büyük gelir kaynağı da bu dokunmuş (ipek) kumaşlardır. Kadın ve erkek iyi çalışırsa, görevlerini eksiksiz yerine getirirse, hükümdar memnun olur. Ancak kadın ve erkek iyi çalışmazsa, görevlerini aksatırsa, hükümdar tarafından cezalandırılırlar. Hükümdar isterse onarlı birbirinden ayırabilir.

Bu efsane, eski dönemlerde ki yaşam biçimlerinin bir yansımasıdır. Gökyüzü hükümdarı, görevini aksatan kadın ve erkeği birbirinden ayırarak cezalandırmaktadır. Görüldüğü gibi gerek gökyüzünde ve gerekse yeryüzünde yaşam düzeni aynıdır. Birbirlerinin izdüşümü gibidir.

Samanyolu Yıldızı’nın doğusunda Çalgı Takım Yıldızı(3) bulunmaktadır. Bu takım yıldızının en parlak yıldızı “Çalgı Yıldızı”dır. Samanyolu’nun batısında ise Kartal Takım Yıldızı(4) bulunmaktadır. Bu yıldız takımının en parlak yıldızı “Kartal Yıldızı”dır.

Bu iki parlak yıldız her yıl yedinci ayın yedinci günü birbirlerine çok yaklaşırlar. Yıldızların bu hareketi Çinlilerin dikkatini çekmiş ve kendi yaşam biçimlerine uygun bir öykü yaratmışlardır.

Çin takvimine göre yedinci ay, hasat dönemidir. Bütün bir yıl tarlada çalışan erkekler ve evde kumaş dokuyan kadınlar ancak bu dönemde birbirleriyle rahatça görüşme olanağı bulmaktadırlar. Bu nedenle, yılda ancak bir kez bir araya gelebilen bu iki yıldızın durumu, bir bakıma Çinlilerin yaşam tarzını ifade etmektedir.

Bu efsanelerin değişik dönemlerde, farklı yorumlandığı olmuştur. T’ang Hanedanlığı döneminde (M.S. 618-906) yabancı uluslarla yapılan savaşlar nedeniyle pek çok aile parçalanmış olduğundan, öykünün duygusal yönü daha ağır basmıştır. Savaş nedeniyle birbirlerinden ayrılmak zorunda kalan sevgililer ve eşler, kendilerini bu efsanede ki yıldızlarla özdeşleştirmişlerdir.

Sung Hanedanlığı döneminde (M.S. 960-1126) ise daha gerçekçi yaklaşılmış ve herkesin üzerine düşen görevi eksiksiz yerine getirmesi gereği ön plana çıkmıştır.

Efsanenin bir başka anlatılışına göre ise, Samanyolu Yıldızı’nın doğusuna geri gönderilen kız bir yere hapsedilir. Pencereden Samanyolu Yıldızı’na ağlayarak bakarken bir saksağan kuşu gelir ve pencereye konar. Kız saksağan kuşuna der ki: “Samanyolu’nun karşı tarafında ki sığır çobanına git ve ona, her yedi günde bir görüşmek görüşmek için Samanyolu’nun kıyısına gelmesini söyle.” Saksağan söyleyeceklerini karıştırır ve kızın söylediklerini “her yıl yedini ayın yedinci günü akşamı Samanyolu’nun kenarında buluşalım” şeklinde aktarır. Böylece iki sevgili her yıl yedinci ayın yedinci günü akşamı birbirlerine kavuşabilirler. Saksağan kuşu da bu hatasını affettirmek istercesine, iki sevgilinin buluşacakları zaman arkadaşlarıyla birlikte Samanyolu’nun üzerinde bir köprü oluştururlar. İki sevgili de bu köprünün üzerinde buluşurlar.

Bu efsane zamanla halk arasında dilden dile dolaşmış ve çok sevilen bir “Halk Masalı” biçimine dönüşmüştür.

Samanyolu Yıldızı’nın doğusunda bir peri kızı yaşar. Bu kıza “dokumacı kız” denilmektedir. Dokuma tezgâhında, sihirli ipek iplikten harika güzellikte bulutlar dokumaktadır. Bu bulutlar mevsimlere göre renk değiştirirler ve bu bulutlardan “gök elbisesi” yapılır. Bu elbiseyi giyenler, gökyüzü ve yeryüzü arasında serbestçe gidip gelebilirler. Dokumacı kızın atlı arabası vardır.

Yeryüzünde ise anne-babasını küçük yaşta kaybetmiş genç bir sığır çobanı yaşamaktadır. Ağabeysi ve yengesi ona çok kötü davranmaktadırlar. Mirasın paylaşımı sırasında çok adaletsiz davranırlar ve ona sadece çok yaşlı bir öküz verirler. Genç sığır çobanı ile yaşlı öküz birlikte çok yoksul bir yaşam sürerler.

Günlerden bir gün yaşlı öküz dile gelir ve çobana der ki: “Gökyüzünde ki peri kızlarının, nehirde yıkanmak için yeryüzüne indikleri bir gün vardır. Onlar yıkanırlarken, çıkarmış oldukları gök elbiselerinden birini alabilirsen, kızlardan birisi gökyüzüne geri dönemez. Sen de onunla evlenirsin.

Günü geldiğinde, dokumacı kız ve ablaları nehirde yıkanmak için yeryüzüne inerler. Gök elbiselerini çıkararak nehirde yıkanmaya başlarlar. Sığır çobanı sazlıkların arasından çıkarak nehir kıyısında duran elbiselerden dokumacı kıza ait olanı alır. Tanımadıkları bir erkeğin ortaya çıkmasından kızlar, hemen elbiselerini giyerek gökyüzüne kaçarlar. Geride sadece elbisesiz kalan dokumacı kızla kalır.

Sığır çobanı ona, eğer kendisiyle evlenmeye razı olursa elbisesini geri vereceğini söyler. Dokumacı kız, çobanın eşi olmayı kabul eder. Evlendikten sonra çoban tarlada çalışır, kız evde kumaş dokur. Çok rahat bir yaşam sürmeye başlarlar. İki çocukları olur. Ölünceye kadar birlikte yaşayacaklarını düşünmektedirler. Ancak gökyüzünün hükümdarı, bir peri kızının yeryüzünden biriyle evlenmesine çok kızar. Askerlerini yeryüzüne gönderir ve dokumacı kızı gökyüzüne geri getirir.

Çoban eve döndüğünde dokumacı kızı evde bulamaz. Evde sadece ağlayan iki çocuk kalmıştır. Çoban çok üzülür. Ne yapacağını bilemez. Bu sırada yaşlı öküz çobana der ki: “Yeryüzünde yaşayan ölümlüler gökyüzüne çıkamazlar. Bunun için tek bir yol vardır. Beni kesip derimi yüzeceksin. Ancak benim derime sarınarak gökyüzüne çıkabilirsin. Ben artık çalışamayacak kadar yaşlı bir öküzüm. Beni hala beslemeye devam ettiğin için sana teşekkür ederim. Beni hemen kesersen, ben de sana olan borcumu ödemiş olacağım.”

Sığır çobanı, kendisine bir ömür boyu hizmet eden bu yaşlı dostunu kesmeye kıyamaz. Bunun üzerine öküz başını hızla bir yere çarpar ve kendini öldürür. Çoban üzgün bir şekilde öküzün derisini yüzer. Bir sırığın iki ucuma bambudan yapılmış sepetler takarak bir omuz askısı yapar. Çocuklarını sepetlere yerleştirir ve öküzün derisine sarınarak gökyüzüne çıkar. Dokumacı kızı bulur. Tam ona kavuşacağı sırada, gökyüzü hükümdarının kız kardeşi, saç tokası olarak kullandığı altından yapılış bir şiş çıkarır, çoban ile kız arasına bir çizgi çizer. Ortaya büyük bir nehir çıkar. Bunun üzerine küçük kız der ki: “Biz taslarla bu nehrin suyunu boşaltalım.”

Böylece iki çocuk ve babaları, ellerinde ki taslarla nehrin suyunu boşaltmaya başlarlar. Gökyüzü hükümdarı, çocukların ve çobanın sevdikleri için verdikleri mücadeleden duygulanır. Onların her yıl yedinci ayın yedinci günü akşamı buluşmalarına izin verir. Bu olaydan etkilenen saksağan kuşları da nehrin üzerine bir köprü oluştururlar. İki sevgili bu köprünün üzerinde buluşurlar.(5)

Eski dönemlerde Çin’de ağabey ve yengenin küçük erkek kardeşe, üvey ananın da kendinden olmayan çocuklara kötü davranması sık rastlanan bir durumdur. Bu nedenle, halk arasında bu iki motif oldukça sık işlenmiştir. Görüldüğü gibi, “Dokumacı Kız İle Sığır Çobanı Efsanesi” bir halk masalına dönüştükten sonra, yeni motifler eklenmiştir. Bu masalda gözümüze çarpan bir diğer nokta da çoban ile öküzü arasındaki dostluk ve dayanışmadır. Tarımla uğraşan Çinliler, en büyük yardımcıları olan öküze karşı derin bir sevgi beslerler. Ayrıca, Çinlilerin inancına göre, eğer siz hayvanlara iyi davranırsanız, gün gelir hayvanlar da size iyi davranır. Bu masalda da görüldüğü gibi çoban, çalışamayacak kadar yaşlı olan öküzünü terk etmez ve onu beslemeye devam eder. Çobanın başı sıkışınca da öküz ona yardım eder. Hatta onun eşine kavuşabilmesi için kendisini feda eder.

Çinlilere göre, üstesinden gelinemeyecek hiçbir iş yoktur. Eğer ki kişi bıkmadan, usanmadan tüm gücüyle çalışırsa ve başladığı işte sebat ederse, ya doğa kendisine boyun eğer ya da doğaüstü güçler ona yardımcı olurlar. Masalımızda sığır çobanı eşini bulabilmek için büyük bir uğraş vermektedir. Olanaksızı başarmak için didinir. Aralarına engel olarak konulan nehir suyunu boşaltmaya kalkışır. Onun bu çabası boşa gitmez. Mutlaka kendisine bir yerden yardım eli uzanacaktır.

Önceleri bir efsane olarak başlayan “Dokumacı Kız İle Sığır Çobanı” öyküsü, zamanla bir halk masalına dönüşmüş ve değişik anlatım biçimleriyle günümüze kadar ulaşmıştır. Günümüzde ise, çağdaş yaşamla bütünleştiğini görüyoruz. Çin’de her yıl yedinci ayın yedinci günü “Sevgililer Günü” olarak kutlanmaktadır. Sevgililer gününü büyük bir coşkuyla kutlayan Çinliler, yılda sadece bir kez görüşme fırsatı bulabilen dokumacı kız ile sığır çobanının duygularını paylaşırlar ve sevdikleriyle birlikte olmanın mutluluğunu daha derinden tadarlar.

DİPNOTLAR

(1)   Sse Shu Tu Pei ( Dört Klasik Kitap), San Ming Shu Chü, Taipei, 1978, s.60

(2)   WANG, Hsiao Lien, Chung Kuo TE Shen Hua Yü Ch’uan Shuo ( Çin Efsne ve Masalları), Taipei, 1978, s. 195

(3)   Bu takım yıldızının bir diğer adı da “VEga” dır.

(4)   Bu takım yıldıznın bir diğer adı da “Atair” dır.

(5)   WANG, Hsiao Lien, Chung Kuo Te Shen Hua Yü Ch’uan Shuo ( Çin Efsane ve Masalları), Taipei, 1978, s. 217-219


 

 

[*] D.T.C.F. Sinoloji Yardımcı Docenti




16 Eylül 2011 , Cuma